Cahit Zarifoğlu

Şair, yazar, fikir adamı

Babanızın gençlik tefekkürü nasıldı? Gençleri nerede ve nasıl görmek isterdi?

Babam bizleri henüz çocukken bile büyük adamlarmışız gibi karşısına alır ciddi ciddi bir şeyler anlatırmış. O zamanlar hemen hepimiz ilkokul öncesi yaşlardayız. ‘Bunlar daha çocuk, anlamazlar’ gibi sığ bir düşünceye sahip olmadığı için sözkonusu sohbet ne ise bize samimi bir ciddiyetle izah edermiş. Ben pek hatırlamıyorum tabi ki, annemden ve arkadaşlarından biliyorum bunu. Yani bırakın gençleri, kişi daha çocukken onlara büyüklükler ve olgunluklar yükleyip ona göre konuşurmuş. Elbette oyunu, yaramazlığı, çocukluğu da birlikte yaşadık babamla.

Cahit Zarifoğlu kısa hayatı boyunca gençlerle daha çok hemhal olmuş, yaptıkları iş ne olursa olsun ki özellikle yazı-çizi alanında emek veren genç arkadaşlarına bıkmadan usanmadan gayret ve özveri ile çalışmalarını, üretmelerini tavsiye edip durmuştur. Hatta onları tahminlerinden daha fazla sıkıştırarak, dürtükleyerek bazen de azarlayarak yapmıştır bunu. Gençleri makam-mevkî anlamında bir yerlerde görmekten ziyade; işlerinde başarılı, çalışkan, miskinleşmeyen, iç huzurlarını daima diri tutan ve islamî değeleri asla terk etmeyen insanlar olarak görmek isterdi.

Babanızın şiirlerini yazdığı ana şahit oldunuz mu, nasıl bir haldi o zarif şairin şairane hali?

Büyük bir masası vardı, kahverengi. Daktilosu, bolca kağıt, kalemler, kitaplar, kül tablası hatırlıyorum masasında. Özel bir çalışma odası yoktu. Biz evde koşturup dururken o da şiirlerini yazılarını yazıyordu. Gözümde canlananlar sadece bunlar.

Zarifoğlu için dost ve dostluk ne demekti?

Cahit Zarifoğlu deyince bence akla gelen ilk şeylerden biri arkadaşlık, dostluk.. Hem onun binlerce insanla olan arkadaşlığı ve onu arkadaş-dost-abi olarak gören binlerce insan.. Geçenlerde annem söyledi en sevdiği şarkı Eski Dostlar imiş. Şu an bile öyle farklı bir sevgi var ki sevenleri nezdinde; ünlü bir şairi değil de bir ağabeylerini dostlarını sever gibi seviyorlar.

Babanız boş vakitlerinde neler yapardı?

Babamın boş vakti çok sınırlıydı. Yazarlığı dışında TRT’de memurdu. Dergiler, kitaplar, sohbetler, mektuplar epey vaktini alıyordu. Haftasonları mümkün olduğunca evde olurdu. Beylerbeyi’ne dedemlere giderdik, Küplüce’de Kazım dayımlar oturuyordu onlara çok sık giderdik, pazar günleri Moda parkına giderdik.

Üstadın, Sezai Karakoç ve Nuri Pakdil’e olan sevgi ve saygısı nasıldı? Bu iki değer onun için ne ifade ediyordu?

Şüphesiz ki ikisine de çok değer veriyordu. Sık sık onların kitaplarını okumayı tavsiye ediyor yazılarında. Onların eserlerinden beslendiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Edebî anlamda da ağabeylik anlamında da çok saygı duyardı hepsine.

Üstad’ın kitap ve kütüphane anlayışı nasıldı?

Annemler çok fazla taşınmışlar. Çeşitli sebeplerden ötürü baya fazla ev değiştirmişler. Tuttukları evlerde odanın en güzel kısmı için ‘kütüphaneyi buraya koyarız Berat hanım’ dermiş. Annem de koltukları eşyaları yerleştirelim neresi uygun kalırsa oraya koyarız dermiş. Babam da şurası güneş alıyor, burası daha güzel diyerek kitaplık yerine karar verirmiş. Annem tabi daha sonraları bunun önemini ve değerini anlamış. Kitaplığının neredeyse yarısı dinî eserlerle dolu, şu an ismini pek hatırlayamadığım çok sayıda Alim’in büyük zâtın kitaplarıyla doluydu.

Babanızın sonradan bu kadar sevilip ve şiirlerinin gençlerin dilinde yankılandığını düşündünüz mü, size şiirleriyle ilgili gelecek için bir şey söyledi mi?

Sonradan kelimesi doğru. Buna hakkında yapılan belgeseller, Yedi güzel adam dizisi ve en başta da internet paylaşımlarının katkısı çok oldu. Şiirlerini düşünecek olursak çok genç yaştaki okuyucuların kolaylıkla beğenebileceklerinden söz edemeyiz. Belli bir okuma, estetik, algılama eşiklerinden sonra daha çok sevilir onun şiirleri ve tabi doğru orantıda da paylaşıma girer. Çok eskiden, yani vefat ettiği ilk 10 sene diyelim, şiirleri hakkında çok ciddi çalışmalar, programlar düzenleniyordu. Poetikası hakkında diyelim.. şimdilerde ise daha geçici daha ‘flash’ beğendiğini söyleyebilirim.

Zarifoğlu için Maraş ne demekti ve dergicilik ne demekti?

Babamın şiirlerinde toprak, kan, anne, gök, su, ağaç, dağ vb. imgeler çoktur. Bunları Maraş’ta içine çekmiş… Maraş’tan ve genel olarak Mezopotamya’dan etkilendiğini beslendiğini biliyoruz. O coğrafyada doğmuş büyümüş her sanatçı gibi. İlk şiirlerini orada yazmış, orada dergi çıkartmışlar. Bu yüzden baba diyarı tabi ki çok önemliydi onun için.

Günümüzde bile çok zor bir uğraş dergi çıkartmak, hele o dönem maddi manevî anlamda çok daha zordur şüphesiz. Ona rağmen bütün yazı arkadaşlarıyla birlikte sürekli dergi(ler) için uğraşmışlar emek vermişler. Sayamayacağımız sayıda çok dergi var, inşallah sizinki iyi olur, kaliteli olur, sürekli olur.

Zarifoğlu yaşasaydı Telmih için neler söylerdi, Telmih’in çizgisinin nasıl olmasını isterdi?

Telmih okuyucuları için biraz alıntılar yapalım Zarifoğlu’ndan: “Bir derginin gözü kapalı bağlısı olup, diğerlerini kötüleyenlerden olmayın. Yani mesela Maveracı olmayın. Maveracı diye bir şey yok. Mavera Müslüman dergilerden sadece bir tanesidir… İslamî gayret içerisinde olan bütün hareketleri izleyin… Tarih bilginiz iyi olsun, son devir tarihimizi iyi özümseyin. En azından son yüz yılı..” “Kurtuluşu bütün dünya Müslümanları için düşünelim. O zaman İslam’a hizmet için kümelenmiş grupların, değişik tarzda yürümelerine rağmen, yan yana olduklarını göreceğiz.” “Evinizde, giyiminizde, mektubunuzda, işinizde, sözünüzde, namazınızda, duanızda, secdenizde, orucunuzda, insanlara ve hayvanlara muamelelerinizde hep güzel olun.” “(…) Kısaca söylemek gerekirse iddialı olmadan, kendinizi zorlamadan, duygularınızın düsturlarımız içinde tabii akışına uyarak ve söyleyeceklerimizi açık açık söyleyerek yazın.”

Babanızın sinema ve televizyon ve tiyatro anlayışı nasıldı?

Televizyona hep soğuk davranırdı. Ahmak kutusu derdi. Anneme ‘keşke bize ait özel kanallarımız olsaydı’ dermiş. Biz dört kardeşe akşam dokuza kadar izin verirdi izlememize. Dokuzda yatağa girerdik.. bazen çok ısrar ederdik biraz daha kalalım biraz daha izleyelim derdik ama neredeyse hiç müsamaha gösterdiğini hatırlamıyorum. Tiyatroya, sinemaya gidip izler miydi hiç bilemiyorum ama senaryo yazıyordu. Şu an kapalı olan Ajans 1400’ün kurucuları arasındaydı Ahmet Bayazıt’larla, oraya da sık sık giderdi, reklam senaryoları yazdığını biliyorum, tiyatro eseri sayılabilecek eserleri de var. Saydığınız mecraların çok kuvvetli silahlar olduğunun farkındaydı ama o yönde çok fazla üretimi olmadı. İzlediği, sevdiği filmler veya tiyatro eserleri nedir açıkçası bilemiyorum. Yerli televizyona ulaştık çok şükür fakat yerli sinema yerli tiyatro maalesef hala çok zayıf. Bu anlamda yerliliğe, bizim olan’a çok önem verirdi.

Sürekli okuduğu yazarlar var mıydı ve niçin ve neden okurdu?

Tahmin ettiğimiz kadar iyi bir okur değildi. ‘Bestseller’ bir okuyucu değildi diyelim daha doğru olur bu. Mesela “Bir İslam ilmihâli edinin, varlığınızın tek amacını oradaki bilgileri edinmek ve işlemek bilerek okuyun…” demiş. İlmihâl ile birlikte dua kitapları, Fuzuli, Mevlana, Yunus Emre, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Rasim Özdenören ve isimlerini çoğumuzun bildiği kişileri (iyi) okumamızı tavsiye eder. Batı dünyasının da eserlerinden haberdar olmamızı önemser elbette. Ehli takva olup, Ehli secde olup insan her şeyi okuyabilir okumalıdır. Kütüpanede bazı kitaplara rastlıyorum, ismini ilk defa duyduğum bir zât mesela.. sayfaları sonuna kadar satır satır çizilmiş, notlar alınmış, o kitap babamı başka kitaplara götürmüş.. Eşrefoğlu Rumî, Risalei Kuşeyrî ve Kudsî hadisleri okumayı tavsiye eder.

Bir babanın edep yolculuğundaki çocuklarına nasihati ne yönde olmuştur?

Vereceğim örnek için özür dilerim sizden ama iyi bir örnek olacak diye düşünüyorum. Beş yaşlarındaydım. Tuvaletten çıktıktan sonra babam beni yanına çağırdı. Ve sanırım ilk defa (ilk ve son defa) kulağımı tuttu, canımın yandığını hatırlamıyorum çok çekmedi galiba ama tabi epey korkmuştum ben çocuk halimle, dudaklarımı büzdüğümü hatırlıyorum.. “Bir daha sakın ayakta tuvaletini yapma” dedi. Belki daha önce de uyarmıştı ben dinlememiştim o yüzden kulağımı çekmişti bilemiyorum. Ne alaka Ahmet diyeceksiniz belki ama bence bu bile edeple ilgili bir şey. Sağlık açısından da, temizlik açısından da, edep açısından da.. Birbirimizin sözünü kesmememizi isterdi. Ablalarımıza bağırmamamızı ve onların da küçüklere iyi davranmasını söylerdi.. Bunları hatırlıyorum.

Amca baba yarısıdır Baba Sait’in sizin üzerinizdeki faydası nedir?

Sait amcamız da genç yaşta vefat etti diyebiliriz. Hatırladığım ve hepimizin hatırladığı her saniye inanılmaz mutlu ve huzurluydu. Hele babam vefat ettikten sonra üstümüze titremesi, ilgisi, alakası daha da artmıştı. Onlar Ankara’da biz İstanbul’da yaşıyorduk ama hiç hissettirmedi eksikliğini. Bir de Abit amcamız var. Almanya’da yaşıyor. Sağolsun o da sık sık arar konuşuruz. Halam var. Maraş’talar. Çok seviyorum hepsini.

Annenize karşı tutumu nasıldı Zarifoğlu’nun?

Annemle kelimenin tam manasıyla görücü usûlü evlenmişler. Birbirlerini hiç görmeden. Ama çok şükür çabuk anlaşmışlar ve güzel uyumlu bir evlilikleri olmuş. Ki zaten onbir sene evli kalabilmişler.. Babam anneme Berat hanım diye, o da babama Cahit bey diye hitap edermiş. Aralarında onsekiz yaş farkı var, neredeyse babam öğretmiş birçok yemeğin nasıl yapıldığını. Arkadaşlarına, bebeklere, çocuklara, hayvanlara, tabiata bakışı nasıl iyi ise nasıl şefkatli ise anneme de öyle bakmış, kavga gürültü tartışma hiç hatırlamıyorum. Biz çocukların yüksek sesleri dışında evde yüksek ses bile duymadık hiç. Anneme “sen de çocukları kucağına aldığında için kıpır kıpır ediyor mu” diye soruyormuş.. düşünün yani.

Evlatları arasında dengeyi nasıl sağlardı?

Bu sorunuza da şöyle bir örnek verebilirim. Sadece pazar sabahları birlikte kahvaltı edebiliyorduk. Yer sofrası kurulmuş, babam oturuyor yere.. dört kardeş ‘ben babamın yanına oturcam ben babamın yanına oturcam’ diye bağırışıp itişiyor.. O da -örneğin- “Betül’le Arife’min arasında oturayım; Ahmet’le Ayşe’nin de karşısında olayım” deyip hepimizin gönlünü alırdı.

Yazdığı yüzlerce şiirinde hepimiz masasına omuzlarına kucağına çıkarmışız ama bizi odadan çıkarmazmış. Annem yaramazlık yapmayalım rahat yazsın diye kolumuzdan tutup uzaklaştırırmış, babam boş ver Berat hanım bırak dermiş.. Son olarak da akşam dokuzda yataklara gittiğimizde hepimizin başına gelip kısaca dua ederdik öyle çıkardı odadan. Kıskançlık hiç hatırlamıyorum. Birbirimizi kıskandırmayacak kadar hepimizle ayrı ayrı ilgilenirdi. Ona ve tüm vefat etmişlerimize Rahmet olsun.

Telmih Dergisi