Cahit Zarifoğlu

Şair, yazar, fikir adamı

Neslihan Özer: Cahit Zarifoğlu ile geçen zaman?

Berat Zarifoğlu: Cahit Bey ile on bir yıl evli kaldık. Zorluklarla geçen yıllardı bunlar. On bir yıla dört çocuk ve daha birçok şey sığdırdık.

Özer: Bu zorluklardan biraz bahseder misiniz?

Zarifoğlu: Evlendiğimizde ben on dokuz yaşındaydım. Cahit Bey ise otuz altı yaşındaydı. Herhalde ilk sebebi bu olacak ben bildiğim her şeyi ondan öğrendim, onun yanında olmak bile bana çok şey kazandırdı. Ben Van’da doğdum, muhafazakâr yaşantıya sahip bir ailede büyüdüm. Ailem ve benim için dinî hassasiyetler önemlidir. Şimdiki gençler belki şaşıracak ama biz Cahit Bey ile birbirimizi evleneceğimiz gün gördük. İlk onu gördüm ve onu sevdim. İlk gördüğüm zaman bile gözlerinin içine bakakaldım.

Özer: Yani görücü usulü bir evlilik sizinkisi.

Zarifoğlu: Öyle diyelim. Rasim (Özdenören) Abi’nin hanımı bizim aile dostumuzdu, onunla sıkça görüşürdük; ama asıl evlenmemize vesile olan Necip Fazıl’dır (Kısakürek). Necip Fazıl babama “hocam” diye hitap ederdi. Necip Fazıl da Cahit Bey de ona saygı duyarlardı.

Özer: Muhafazakâr bir ailede büyüdüğünüzden bahsettiniz. Cahit Bey ise özgürlüğüne düşkün, otostopla Avrupa’yı gezdiğini biliyoruz. Bu açıdan birtakım farklılıklar tereddüte sebep oldu mu?

Zarifoğlu: Evet (gülüyor). Bunları evlendikten sonra öğrendim. O zaman bilseydim belki de evlenmezdim. Şaka bir yana Cahit Bey benim temiz kalbimi, niyetimi sevmiş söylediği hep buydu.

Ben uzun yıllar bile ona bakarken başımı öne eğerdim. Onun da güvenebileceği sakin bir hayat arkadaşına ihtiyacı vardı. Ailesindeki çalkantılı durum onu epeyce yormuştu.

Özer: Bu çalkantılı durumlardan biraz bahseder misiniz?

Zarifoğlu: Cahit Bey’in annesi çok yumuşak huylu olgun bir kadındı. Allah herkese öyle bir anne nasip etsin. Sıkıntılar babasından geliyordu. Niyazi Bey, Cahit Bey’in annesi ile evliyken başka bir hanımla evlenmiş. Dolayısıyla onun çocukluğu babasına hasretle geçmiş. Zaman zaman görüşseler de Cahit Bey’in içindeki bu baba boşluğu hiç dolmamış.

Özer: Cahit Bey’in yazıları ve şiirlerindeki derin yalnızlık duygusunu baba boşluğuna bağlayabilir miyiz?

Zarifoğlu: Cahit Bey kalabalığı severdi, evinde hep misafiri olsun isterdi. Etrafında genelde gençler olurdu, onlarla konuşurdu, tartışırdı. Öyle diyebiliriz, çok yıllar sonra anlamlandırdım bunu ben de. O, kalabalıklar içinde de hep yalnızdı, belli etmezdi bunu.

Özer: Hayatına baktığımızda mutlu bir evlilik, dört çocuk, vefalı dostlar… Bildiğimiz şair yalnızlıklarının hayatlarına sirayet etmiş yalnız bir yaşantıya ters bir hayat sürmüş diyebilir miyiz?

Zarifoğlu: Kendisinin yalnızlık duygusunu yazılarını okuyunca daha iyi anlıyordum. Hâlâ da yazılarını okuduğumda yeteri kadar yanında olamadığımı düşünürüm. Cahit Bey fiziksel anlamda yalnız değildi; ama içinde hep bir yalnızlık duygusu hâkimdi, bunun baba özleminden kaynaklandığını düşünüyorum, yaradılışının da payı vardır elbette.

Özer: Babası yerine abisi Sait Zarifoğlu sıkça Cahit Bey’in yanında olurmuş. İki kardeşin ilişkisinden biraz bahseder misiniz?

Zarifoğlu: Sait Abi,  Allah Rahmet eylesin, çok iyi bir insandı. Aralarında sadece bir buçuk yaş farkı olmasına rağmen Cahit Bey’e babalık yaptı diyebilirim. Cahit Bey kendisini en çok onun yanında rahat hissederdi, nazı ona geçerdi. Çocukken her ikisi de güreş yapmaya başlamışlar. Sait Abi, Cahit Bey ile güreşip onu incitmesin diye güreşi bırakmış. O derece düşkündü kendisine, zaten vefatına da çok dayanamadı aynı şekilde annesi de öyle. Seksen yaşında acıların en büyüğünü, evlat acısını, gördü ve dört yıl sonra da vefat etti.

Özer: O zaman “Baba Sait” lakabı çok yerinde bir kavram olmuş?

Zarifoğlu: Evet tabi, yaptığı tam bir babalık.

Özer: Cahit Zarifoğlu için” içine kapanık” ifadesi sıkça kullanılır oldu, anlaşılmaz denilen şiirine anlaşılır bir eleştiri getirme çabası gibi geliyor bunlar bana. Siz ne söylemek istersiniz?

Zarifoğlu: Bu tip ifadeler kullanılıyor ama ben buna inanmıyorum. Sadece kendini yansıtma yolu farklı gibi geliyor bana. Kimi insanlar çok konuşur. Cahit Bey de çok yazardı ama bu hiç konuşmadığı, içine kapanık olduğu anlamına gelmiyor. Ailesiyle ve sevdiği insanlarla sohbet etmeyi çok severdi.

Özer: Sizin için yazdığı şiir duygulu bir beyanname gibi okuduğunuzda neler hissediyorsunuz?

Zarifoğlu: Bir gün Cahit Bey’e bana hiç şiir yazmadığını söyledim. O da kâğıdı kalemi eline alıp yazmaya başladı. Söyledikten sonra bir anlamı yok dedim, bana baktı oturdu ve o şiiri yazdı. Onu her okuduğumda farklı duygulara kapılırım, zaman geçtikçe ona olan özlemim artıyor. Öyle mükemmel adı gibi öyle “zarif” bir insandı ki ondan sonra insan algım değişti. Yerini de kimse alamadı zaten.

Özer: Dönem olarak da oldukça çalkantılı zamanlardan geçtiniz. Şair duyarlılığına sahip bir insan nasıl geçti bu dönemden?

Zarifoğlu: Evet zor bir dönemdi. Dönemin siyasî çalkantıları bir yana ekonomik olarak da sıkıntılı dönemler yaşadık. On bir yıl boyunca sekiz ev taşıdık, çok iyi evlerde de kötü evlerde de oturduk. Hiçbir zaman Cahit Bey’e bu zorlukların sebebini sormadım, yanında olmaya çalıştım. Tek göz odada bir yandan çocuklar bir yandan Cahit Bey daktilosu ile çalışırdı. Ayrı bir odası olsun çok isterdim. O her yerde ve her şartta yazma yeteneğine sahipti, ona göre şair böyle olmalıydı.

Özer: Sanırım sizin de şiirle bir yakınlığınız var?

Betül Zarifoğlu (Cahit Bey’in en büyük kızı): Aslında ben şiirle pek de barışamadım. Önceleri ilk gençlik yıllarımda şiir yazardım; fakat sonraları bana fazla acı gelmeye başladı.

Özer: Aslında çok açık olacak ama Cahit Zarifoğlu’nun kızı olmak nasıl bir duygu?

Betül Zarifoğlu: Babamı çok erken yaşta kaybettik, ona hasret büyüdük diyebilirim. Onun kızı olmak gurur verici ama her geçen gün biraz daha büyüyor özlemimiz. Küçükken babam bana masallar anlatırdı. Birgün bana masalın sonunun nasıl olmasını istediğimi sordu o gün anladım bu masalları babamın uydurduğunu. Ben herkesin babası masal yazar, şiir yazar sanıyordum çocukken. “Yaşamak” (şairin günlük tarzındaki kitabı) kitabını uzun yıllar okuyamadım mesela hep yarım kaldı. Kendim de bir evlat sahibi olduktan sonra babamı daha iyi anladım, her babanın benim babam gibi olmadığın da. Bir aile defterimiz var. Bu defterde bize ait anılar, fotoğraflar mevcut. Ben küçükken her ailede böyle bir defter bulunduğunu sanıyordum, böyle olmadığını fark etmek zaman aldı. İçimizde en çok Ahmet (Zarifoğlu) babama benzer, hem fiziken hem de ruhen.

Özer: Cahit Zarifoğlu şiirinin anlaşılmaz, kapalı olduğu eleştirilerini hayattayken almıştı. Kendisi bu eleştirilere nasıl bakardı?

Berat Zarifoğlu: Cahit Bey sanatı konusunda çok hassastı. Onun şiiri sadece kelime uyumuna değil zengin bir içeriğe, çağrışıma sahipti. Onun şiirini anlamak için çok okumak lazım. Kendisi her ne kadar şiir okumadığını söylese de bu mütevaziliğindendir. Oldukça okurdu hatta çoğu zaman başkalarının şiirlerini ezberlerdi; ama kendi şiirini ezber yapmadığı doğrudur.

Özer: Çokça vardır; fakat belleğinizde yer eden bir anı desem aklınıza ilk hangisi gelir?

Zarifoğlu: Epey zor bir soru oldu (gülüyor). Cahit Bey ile aramızda on beş yaş farkı vardı. Cahit Bey bana ben yaşlanacağım sen hep genç kalacaksın derdi. Ama öyle bir yaşta gitti ki o hep genç, Cahit Abi, olarak kaldı. Ben ise yaşlandım Berat Teyze oldum, anneanne oldum.

Özer: Edebiyata dair, Cahit Zarifoğlu’nun güzel sanatına, iç dünyasına ve nadir şahsiyetine dair kıymetli bilgileriniz, güzel anılarınız, hoş sohbetiniz, samimi misafirperverliğiniz ve de lezzetli börekleriniz için çok teşekkür ederiz, bizim için zevkti.

Zarifoğlu: Merakınız, ilgi ve alakânız için ben teşekkür ederim, en kısa zamanda tekrar görüşmek üzere.

Neslihan Özer, 8.10.2014